Lost: Losing It by Can Berkol
Esaret
Esaret nedir?
Cezaevinde dört duvar arasına sıkışmak mı? Üniversitede istemediğin bir bölümde okumak mı?
Esaret nedir?
Küskünlük mü yoksa zorunluluk mu? Fotoğraf çekmeyi isteyip çekememekse esaret yada şiir yazmayı isteyip yazamamaksa eğer, esaret istenmeyen bir şeyi gönülsüzce yapmak zorunda bırakılmak mıdır? Yoksa istenen bir şeyi yeşeren tüm heyecanlara, kabaran tüm yüreklere karşın yapamamak mıdır, yapmayı istememek midir esaret?
Esaret bir köleliktir neye, kime karşın ve hangi nedenden ötürü olmasının bir önemi olmayan. Öyle ki herkes için ayrı bir anlam taşıdığına inanılsa da, esaret aslında hep aynıdır. Hissiyatı sağlayan tüketim arzusu ne olursa olsun, esaret insan oğlunun zamana boyun eğdiği bir kölelik masalıdır.
Lakin bu masal bilindik çocuk masalları gibi toz pembe değildir; korku doludur. Hem de korkuların anası ölüm korkusu yani “son” korkusu doludur.
İnsan esaret içerisinde doğar, esaret içerisinde büyür ve esaret içerisinde ölür. Ölümün anlamını bir çocukken tam olarak bilmeyen, anlamayan insan zamanın akışına pek aldırmaz. Yine de, anlam veremesekte yaşama dürtüsü insanı devamlı istemediği bir gerçekliğe bağlar. Yaşlar büyüyüp, ölümle tanışma çaığı geldiğinde artık büyümeye değil de küçülmeye özlem başlar. Ölüme anlam verebilsekte ölümün bir son olacağına asla anlam veremeyiz. Sadece bu anlamsızlığın üzerine onca din onca inanış, onca hikaye yaratılmamış mıdır?
Son bir belirsizliktir. Belirsizlik insanı rahatsız eder ve bu rahatsızlık korku duygusu olarak kendisini gösterir. Korku ise baskıyı getirir beraberinde. Baskı altında ne yaptığını bilemez insan. Sevdiği şeyleri yapsa da sevdiği şeyleri yaptığı algısına varamaz bir türlü. Hep bir şeyler eksik kalır ve hep yapamadıklarının peşinde koşar insan. Ne var ki, eksik kalan sadece zamandır insanın tükettiği, yaşadığı güzellikleri umursamadan.
Artık ölümü tadacağı yaşa geldiğinde ise çocuksu bir oyun bozanlıkla kabul eder bu sonu insan. Aslında esaret tam anlamıyla budur: Sonun yarattığı korkudan kaynaklanan baskıya isteksizce boyun eğmektir. İnsanın yapmayı istediği yanılgısı içinde bulunduğu bir şeyi yapamaması, yada yapmayı istemediği bir şeyi kendini zorunlu olduğuna inandırarak yapmasıdır. Yani bir alışkanlıktır; ötesi bir inanıştır esaret.
Nedir esaret? Cezaevinde dört duvar arasında sıkışmak mı? Peki ya akvaryumda doğmuş bir balık olsa insan? O zaman camların dışına taşmak, belki de başka bir akvaryuma taşınmak yada açık denizlere salınıvermek bir son olmayacak mı? Belki de son gerçekten yeni bir başlangıçtır.
Umutlanmaya gerek yok, çünkü biten bir şey asla kaldığı yerden aynı şekilde devam etmez. Aynı biten bir aşkın tekrardan başlamadığı gibi, biten bir dostluğun hiç bir zaman onarılamadığı gibi... Evrenin kuralıdır bu. Değişim kaçınılmazdır. Esaret değişime olan direncimizin yarattığı bir yanılsamadır sadece.
-
Photographer
-
Location
-
Assignments & Events
Not Available
-
Models
-
Styles
-
Tags
-
Equipment
-
Shooting Specs.
Date Published: November 16, 2009
Date Taken: August 27, 2007
Aperture: f/4
Shutter Speed: 1/80
ISO: 200
Focal Length: 8 mm
-
Post-Processing
Increased the contrast.
-
Notes
I am on top of the walls of the roofless remains of a house. I have my 8mm on. It's sunset time after sunny summer evening.
- Coming soon...
Leave Comment