Emekçi by Can Berkol

Emekçi by Can Berkol

Kahretsin

Hayatın tokadı yok.. Direk şamarı koyuyor insanın suratına. Hem de ne şamar, bildiğin Osmanlı...

Yaşadığınız sürece mutlu olduğunuz her anın bilin ki tek bir sebebi var, o da deli gibi üzülecek olmanız sonrasında.

Hayatın öyle sopası falan yok. Bildiğin falakası var.. Öyle paldır küldür değil, nokta atışı kalpten vuruyor insanı.

Çok mu karamsarım? Bir kere daha düşünmeli o zaman. Mesela ağlamadan önce gülen bir bebek gördünüz mü hiç? Ana rahminden kahkahalarla çıkan bir bebek düşünemiyorum ben.

Peki, uzun uzun güldükten sonra soluklanma ihtiyacı duymayan, gözleri uzaklara kaymayan biriyle tanıştınız mı hiç? Ben tanışmadım.

Şu beyin denen organla yaşıyoruz ya... Ve tabii ki de ona sahip olamıyoruz ya tam anlamıyla, ondan oluyor. Kontrol edemiyoruz kendimizi. Her bir yanımız ayrı oynuyor. Beynimiz bir şeyler diyor, kalbimiz farklı hissediyor. Kolumuz, bacağımız istem dışı hareket ediyor.

İnsan dediğin dengesiz bir canlı. Tam olmamış, her şeyi var ama uyum eksik. Bireysel... Tüm organları, tüm hücreleri kendi çapında takılıyor. Sonunda bir sürü hastalık, bir sürü hastalık. Fiziksel, psikolojik - türlü türlü. Stabil değiliz yani. Her an yıkılmaya hazır ama mağrur bir gururla ayakta duran gecekondulardan bir farkımız yok. Zaten yapımımız 9 ay da sürse çoğunluğumuz da toplumsal yargılardan ötürü gece konmuyor muyuz?

Gece konuyor, bir zaman sonra sabaha karşı bir saatte tanışıyoruz bu dünyayla. O kadar dengesiziz ki ilk andan itibaren ret ediyoruz doğayı. Ölene dek de elimizden geldiğince bizi yıkan kanser gibi manasızca ele geçirmek ve yok etmek için çalışıyoruz. Tüketiyoruz her şeyi. Doğayı, çevremizdekileri, kendimizi.

Bir şeyleri elde etmekten haz alıyoruz sonra da harcadıkça daha da haz alıyoruz ve elimizdeki değerler gittikçe de ağlamaya başlıyoruz. Tüketiyotuz. Tükeniyoruz. Tükendikçe de mutsuz oluyoruz. Sessiz hıçkırıklar içerisinde ağlayarak; usulca...

Hayat da bize sürekli "kendine gel, kendine gel" diye tokadı yapıştırıp, bağırıyor. "Yaşıyorsun" diyor, "yaşamaya devam et"... Peki biz ne yapıyoruz, her gün ayrı ölüyoruz - usulca... Zamanla yarışıyoruz; hayata meydan okuyoruz. İnanabiliyor musunuz? Kimsin ki neye baş kaldırıyorsun; süratini bile zamanla ölçerken zamana karşı yarışman absürd değil mi? Ya da tüm yaşamsal faaliyetlerinin sürdüğün ortamın dışına ölmekten bu kadar korkarken çıkmaya çalışman absürd değil mi?

Dengesiziz, mutsuzuz, arayıştayız, arsızız, çelişkideyiz, değişiyoruz... Biliyoruz ama bilmezden geliyoruz. Çünkü çok şeyi bilmiyoruz. Bilmediğimizi biliyoruz çünkü bildiklerimiz de var - ve yolda öğrendiklerimiz... Bilgiyi bile maymun iştahımızla hızlıca alıp, tüketip, unutma eğilimindeyiz.

Belki de bilmediğimiz hiç bir şey yok. Sadece unutmayı ya da inkar etmeyi seçiyoruz - ki böylece tükenene kadar dengesizliğimizi besleyecek bir dramımız, bir heyecanımız olsun.. Anlatacak konumuz olsun, konuşacak sözümüz ve paylaşacak hikayelerimiz olsun..

Olsun, olsun da ne olursa olsun. Varsın, varsın da nereye varırsa varsın.

Yansın bu dünya ve de batsın. Ne de olsa önemi yok benden sonrasının.

İşte biz buyuz.. Sonumuz bu, korkularımız bile bencil. En büyük mutluluklarımız bile bizim bittiğimiz yerde bitiyor. Bitmek yani başlamak. Yani başladığımız an da bitiyoruz, bittiğimiz an da başlıyoruz. Ama bu döngüden habersiz yaşıyoruz. Daha doğrusu yaşamıyoruz. Yaşayamıyoruz. Ölmekten vaktimiz kalmıyor yaşamaya... Kavga etmekten alamıyoruz kendimizi, kendimizle kavga etmekten...

Kahretsin...

  • Equipment

    Canon 5D
    Canon EF 70-200mm f/2.8L IS USM

  • Shooting Specs.

    Date Published: June 29, 2012
    Date Taken: December 29, 2011
    Aperture: f/2.8
    Shutter Speed: 1/25
    ISO: 100
    Focal Length: 155 mm

  • Post-Processing

    Contrast increased.

  • Notes

    Looking back in time I was just fooling myself.. My emotions were long here... I was just shutting them down...

  • Coming soon...

Leave Comment





* Required FieldsPOST COMMENT